sütçüler müzikleri ile ilgili görsel sonucu

(Sütçüler Gazetesi’nden alınmıştır)

Osman Yılmaz (Kuzca Köylü)

Türkiye’nin güneybatısında yer alan Teke yöresi, kültürel açıdan en zengin ve en farklı bölgelerimizden bir tanesi. Zengin kültürel ögelere sahip; çünkü kökeni Orta Asya’ya kadar uzanıyor. Kültürel olarak çok farklı bir bölge; çünkü buradaki her bir kültürel öge başka yerlerde rastlayamayacağınız kadar özgün. Bu zenginliği ve özgünlüğü anlayabilmenin en kolay yolu teke yöresinde çalınıp söylenen müziklere bakmak.

Bu müzikler, yörüklerin sevinçlerini, heyecanlarını, yaşam biçimlerini ve yaşadıkları yerleri en ince ayrıntısına kadar bize aktarır. Yayla sevgisi ve göç özlemi, müziklerdeki ortak konudur. Gurbet havalarıyla başlayan müzikler daima hareketli teke zortlatmalarıyla son bulur. Bu durum, yörüklerin her zaman hayata umutla baktıklarının da bir göstergesidir. Dört tarafı dağlarla çevrili Sütçüler, teke yöresinin içinde teke yöresinden bağımsız gibi görünse de teke-yörük oyun havalarının çalındığı, söylendiği ve oynandığı önemli yerlerdendir. Isparta’nın İç Anadolu kültür ve müziklerine daha yakın olmasının aksine, Sütçüler, en güneydeki ilçe olarak konumunun da etkisiyle, yörük kültürüne bağlılığının hakkını vermektedir.

Yörük kültürünün kendisini Sütçüler türkülerinde hissettirdiği en güzel örneklerden biri, ünü Sütçüler’i de aşmış olan Gatıranlar türküsüdür. Tüm yörük çalgılarına ilham olmasının yanı sıra, duyguların karşıdaki kişiye aktarılmasında da önemli bir işlevi olan boğaz çalma, Gatıranlar türküsünün her mısrasından sonra yapılan “eyya” tekrarlarıyla türkünün başından sonuna kadar kendisini hissettirir. “Boz deveye yük sarıp da / Ala kilim götürenler” dizelerinde ise hemen hemen tüm yörük türkülerinin baş kahramanı olan “deve” karşımıza çıkar. Ayrıca, söyleniş biçimindeki yerel halk diline özgü kelimeler ve söyleniş biçimleri de, nerede söylenirse söylensin, Sütçüler’e ve Sütçüler insanına ışık tutar. Sütçülerlilerin, ilçenin gurur kaynağı olan dut ağaçlarından esinlenerek “dutdibi” adını verdikleri oyun havaları ve oyun türleri ise Sütçüler müziklerinin bir diğer özgün örneklerindendir. “Açıldı mı domatesin çiçeği? / Nerde kaldı mahallenin göçeği?” dizeleriyle başlayan bir dutdibi türküsünde hem Sütçüler’e ait mevki isimleri hem de Sütçüler’in gururu akdut güzel beyitlerin içinde kendilerine yer bulmaktadırlar.

Sütçüler ilçe merkezine benzer şekilde Kuzca Köyü’nde çalınıp söylenen müziklerde de yörük kültürü başroldedir. Sürekli yapılan göç sebebiyle kolay taşınabilen küçük müzik aletlerinin kullanıldığı teke yöresine benzer olarak, geçmişte Kuzca’da kullanılan müzik aletleri de tef, kaval, kemane ve düdük gibi kolay taşınabilir türdendir. Tefte Asiye Ebe ve Eğitmen karısı olarak anılan Havinge; kavalda Abdurrahman Amca; kemanede Hatıboğlu Mehmet Amca; düdükte ise Nasıf Enişte geçmişin sanatçıları olarak sayılabilir. Nasıf Enişte’nin anlattığına göre düdük, Direskene’deki suyun kenarlarındaki sazlıklardan özenle seçilen sazlara delik delinerek yapılırdı. Sazın üst kısmına dört delik, alt kısmına ise bir delik delinir ve dönemin türküleri, yapılan bu düdükle çalınırdı. Aslına bakarsanız, eğlence için çalgıya da gerek yoktu. Boğaz yeterliydi. Dağda davar güden herkes boğaz çalardı.

Kısacası, tüm teke yöresi gibi, Sütçüler’in her dağında da çalan oynayan ve gönlü şen insanlar yaşardı.

(Osman Yılmaz’a teşekkürlerimizle

There are no comments yet.

Bir cevap yazın