ELÇİ’NİN GEÇTİĞİ KÖPRÜ

1978-1979 Bülent Ecevit Hükümetinde Bayıdırlık Bakanı olarak görev yapan ve “ Türkiye’de Kürtler de var. Bende Kürdüm” diyerek tarihe geçen Şerafettin Elçi’inin bakanlığı sırasında geçtiği bir köprünün çökmemesi için altından destek vermeleri o tarihte basına böyle konu olmuştu.(Arşiv Mustafa Doğankaya)

SİLİVRİLİ ÜRETİCİLER LAVANTA HASATINA HAZIRLANIYOR

Silivri Belediyesi Tarımsal Üretim ve Araştırma Merkezi’nde Tıbbi ve Aromatik Bitki Yetiştiriciliği Kursu’na katılarak sertifikalı üretici olan Silivrili çiftçiler, lavanta hasatına hazırlanıyor.

Tarımsal üretim çalışmalarıyla yerel yönetimlerde örnek kalkınma modeli oluşturan Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, çiftçiye yol gösterici olmayı sürdürüyor. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yıl da hem tıbbi ve aromatik bitkilerde, hem de sebze ve meyvede fide-tohum desteği sağlanan Silivrili çiftçiler, hasata hazırlanıyor. Silivri Belediyesi Tarımsal Üretim ve Araştırma Merkezi’nde açılan Tıbbi ve Aromatik Bitki Yetiştiriciliği Kursu’na katılarak sertifika sahibi olan üreticiler, bitki yetiştiriciliğini titizlikle sürdürüyor.(Kaynak;www.silivri.bel.tr)

YUKARIDAKİ HABERDEN E ANLAŞILACAĞI ÜZERE LAVANTA SADECE KEÇİBORLU KUYUCAK’TA YETİŞMİYOR.SİLİVRİDE BELEDİYENİN NEZARETİNDE YETİŞİYOR VE (TÜRKİYE’DE BELKİ BİR İLK OLABİLİR) ÜRÜNÜNÜN BELEDİYE TARAFINDAN DA ALIM GARANTİSİ VAR.

Silivri Belediyesi 57. Yoğurt Festivali başlıyor. 12-13-14 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek festival bu sene de turnuvalar, yarışmalar, dans gösterileri, konserler ve çeşitli etkinliklerle dopdolu geçecek.

YOĞURT FESTİVALİ’NE HAZIR MISIN SİLİVRİ?

Silivri yoğurdunu tanıtarak, bu kapsamda yapılacak etkinliklerle ilçede ekonomik ve sosyal canlılık yaratmanın hedeflendiği Silivri Yoğurt Festivali’nin bu yıl 57.’si kutlanacak. 12-13-14 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek festivalde turnuvalar, yarışmalar, dans gösterileri ve konserler ve bu yıl ilk kez gerçekleşecek ‘ColorFest’ yer alacak. Geleneksel Yoğurt Yeme ve Mayalama Yarışmalarının yapılacağı, çocuklara özel oyun alanlarının yer alacağı festivalde ‘Doğal Kent Silivri’ adıyla, ilçeye özel yerel ürünlerin satışa sunulacağı bir alan oluşturulacak. Festivalde Manga, Merve Özbey, Yeni Türkü, Zakkum, Buray ve İlyas Yalçıntaş sahne alacak. 

EN RENKLİ YARIŞMALAR BU FESTİVALDE

Üreticileri teşvik etmek ve Silivri’nin meşhur tadını yaşatmak adına yapılan Geleneksel Yoğurt Mayalama Yarışmasında katılımcılar en güzel Silivri Yoğurdu için yarışacak. Yarışmada birinciye 1000 TL’lik, ikinciye 750 TL’lik ve üçüncüye de 500 TL’lik Arçelik Hediye Çeki armağan edilecek. Festival sahnesinde gelenekselleşen Yoğurt Yeme Yarışması’nda, katılımcılar yoğurt kâsesinin içinde altını bulmak için yarışacak. Festivalin açılış kortejinde ise kostümler yarışacak. En renkli kostümü tasarlayan birinciye 2500 TL, ikinciye 2000, üçüncüyü de 1000 TL hediye edilecek. Festival kapsamında Dalgakıran Mevkiinde altın hediyeli Deniz Etkinlikleri ve Ödüllü Yarışmalar gerçekleştirilecek. En güzel sesin seçileceği Silivri’nin Sesi Yarışması’nda birinci olan kişi festival sahnesinde konser verecek.

57.YILDA COLOR FEST COŞKUSU

Birçok ülkede gerçekleştirilen ve boya festivali olarak bilinen ‘Color Fest’ etkinliği, Silivri Belediyesi 57. Yoğurt Festivali etkinlikleri kapsamında 14 Temmuz’da Silivri’de gerçekleşecek. ‘Yoğurda renk kat’ sloganıyla hayata geçecek festivalde, katılımcılar tamamı organik gıda boyalarını birbirlerinin üzerine atarak boya savaşı yapacak, canlı müzik eşliğinde eğlenecek. Color Fest, 57. Silivri Yoğurt Festivali’nin son günü Mimarsinan Köprüsü yanında 12.00’de başlayacak. DJ canlı performans müzik eşliğinde renkli oyunlar, yarışmalar, dans şovları gibi birçok etkinliğin ve ikramların yapılacağı Color Fest’in finalinde, binlerce kişi gökyüzüne fırlatacağı boyalarla gökkuşağı oluşturacak. (Kaynak;www.silivri.bel.tr)

Bizlerin yoğurt festivali yoktu ama yıllar önce Hemşehrilerimizce İstanbul’da yapılan AYRAN FESTİVALİ vardı. Acaba ne oldu.?

Bu yıl 30. su yapılan adına şenlik değin festival değin ne derseniz deyin aman iyi sahip çıkalım artık başkası yok.Bunu ilk başlatanların hakkını teslim etmek lazım. Festivali o tarihlerde hangi zorluklarla başladıklarını iyi bilmek gerekir. Kendilerinden Allah razı olsun.

 

BAŞ SAĞLIĞI VE GEÇMİŞ OLSUN

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü ve açık hava

Dün Tekirdağ’ın Çorlu İlçesinde meydana gelen tren kazasında hayatlarının kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara da geçmiş olsun ve acil şifalar dileklerimizi iletiyor,

Bir daha böyle kaza göstermemesini Yüce Allah’tan temenni ediyoruz.(Fotoğraf alıntıdır)

 

Babalar ve Oğullar

1940’lı Yıllar! Zamanın Milli Eğitim Bakanının kapısı çalınır. İçeriye 2

genç girer. Gençlerden biri; “Babacığım, okulumuzu bitirdik, notlarımız

da yeterli. Milli Eğitim Bakanlığı bursundan yararlanarak kalan

eğitimimizi yurt dışında tamamlamak istiyoruz! Bize bu bursun

verilmesine ön ayak olur musunuz?” diye sorar. Bakan, bir müddet

düşündükten sonra;-“Oğlum sen çık! Arkadaşın kalsın!” der. Oğul

çıktıktan sonra odadaki gence dönerek şöyle söyler.”Bak evlat ben Milli

Eğitim Bakanı olarak oğlumu yurt dışına gönderirsem, her ne kadar

bunu hak etse de yanlış anlaşılır. O yüzden oğlumu gönderemem, ama

senin bu bursu almana yardımcı olacağım, hadi hayırlı olsun”der. Genç

dışarı çıkar ve arkadaşına,”Can, sana bir iyi bir kötü haberim var.

Baban benim için burs talimatı verecek ama senin gelmene razı

olmadı.” der. Bakanın oğlu bunun üzerine, cebinden bir mendil çıkarıp

içindeki parayı arkadaşına uzatır.”Madem ben gelemiyorum al bu

parayı senin olsun. Olurda bir gün yurt dışına gidersem lazım olur diye

biriktirmiştim.” Bu hikâyedeki Milli Eğitim Bakanı, oğlu büyük şair Can

Yücelin anlatımıyla çağın en güzel gözlü Maarif Müfettişi Hasan Ali

Yücel’dir. Bakanın yurt dışına göndermediği genç de oğlu

CanYücel’dir.

 Yurt dışına gönderdiği genç ise daha sonra dünyanın en

önemli beyin cerrahı olacak Gazi Yaşargil’ dir. Ve Yıl 2014 ! Bir Halk

babalar ve Oğullarla ilgili trajediyi izlemektedir.

Bir Halk uyandırılmaya çalışılmakta. Yada şöyle demek daha doğru,

Yıllardır halkı beraber uyutan iki ortak artık karşılıklı isyan bayrağını

çekmiş ve birbirlerinin ne kadar ahlaksız olduklarını yarışırcasına

kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Halkın vekilleri halktan olmadıklarını

göstermek için ellerini havaya kaldırıp önüne geleni kabul etmekte,

noterlik görevini de birileri GÜL’erek yerine getirmektedir. Aradan 70

yıl geçmiş. Sonuç mu? Bir gazete yazarının yolsuzluklarla ilgili twit’i

kahredici gerçeği tekrar tekrar bize göstermektedir. “Bu gün biri

sordu, kaset doğru olsa ne derdin? Dedim ki, dindarlar zekatını

yoksullara ulaştırmak icin Başbakana vermişler olabilirler” diye yazdı.

Son günlerin moda şaşkınlık cümlesiyle tamamlayalım. Bazen İnsan

gerçekten hayret ediyor… Saygılarımla.

(kaynak;www.sondakika32.com/Havva Dinçtürk/27.02.2014 fotoğraf alıntıdır )

Dünyaya doyamadan gitti

zaroaga ile ilgili görsel sonucu

Dünyaya doyamadan gitti

Bugün, bir yaşam hikayesi dikkatimi çektiği için, sizlerle paylaşacağım.

Bu yaşam hikâyesinin sahibi ”Bitlis’li Zaro Ağa”. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekte olup, 1774 yılı olarak tahmin edilmektedir.
Batı dünyasının da ilgisini çeken ve tam 160 yıl yaşadığı düşünülen Zaro Ağa, dünyanın en uzun yaşayan insanlarından birisi. Birçok evlilik yapan Zaro Ağa hayatında unutamadığı dönemin ise 90 yaşından sonraki gençlik yılları olduğunu söylermiş…
1774-1934 yılları arasında yaşayan Zaro Ağa, 18. Yüzyılın sonlarına doğru Bitlis – Mutki’den İstanbul’a gelmiş. Selimiye Kışlası, Ortaköy ve Tophane Camii’nin inşaatında çalışmış, daha sonra da memleketine dönmüş. Memleketinde evlenen, çok para kazanmak için tekrar İstanbul’a gelen Zaro Ağa, yakışıklı, iri yarı, güçlü, kuvvetli olduğundan sarayın dikkatini çekmiş, askerliğini sarayda yapmış.
Gümrüklerde hamallık yapan Zaro Ağa, bu işte kendisini kısa sürede göstererek hamalların kâhyası olmuş ve 20 yıl çalışmış.
Zaro Ağa’nın nasıl bu kadar uzun yaşayabildiği konusunda çeşitli araştırmalar yapılmış. En çok bulgur ve yoğurt yediği ifade edilen Zaro Ağa’nın öyküsü başlı başına uzun bir inceleme konusudur.Fotoğraflar alıntıdır)

(Ayrıca yıllar önce Ankara’da geçmiş dönemde yıllarca faaliyet göstermiş olan hemşehrilerimizinde alışveriş yaptığı Kayaş’ta ZAROAĞA adında süt fabrikası yoğurt bulunuyordu.)

 

 

H A Y I R L I O L S U N

H A Y I R L I   O L S U N

Bugün yapılmakta olan milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin ülkemize ve halkımıza hayırlı olmasını diliyoruz.

(National Geopraphic Dergisi 1950 yılında Türkiye’de yapılan bir seçimi o tarihlerde de konu etmiş yazmış olduğuna göre seçimimizi çok önemli bulmuş olmalı)

(Fotoğraflar;National Geopraphic/Arşiv Mustafa Doğankaya)

Anadolu 4 bin yıl önce soğan ihraç ediyordu

Anadolu 4 bin yıl önce soğan ihraç ediyordu

Asur Ticaret Kolonileri döneminde bugünkü Kayseri yakınlarında kurulan Kültepe ve Kaniş Karum’unda ortaya çıkan çivi yazılı tabletler, yaklaşık 4 bin yıl önceki soğan üretimi ve ticareti hakkında çarpıcı ayrıntılar içeriyor…

Bugün Karahöyük köyünün bulunduğu bereketli arazide kurulan Kültepe, Anadolu’daki tarım kültürünün son 4 bin yıllık geçmişine ışık tutuyor. Bugün insanlık için oldukça önemli olan birçok temel gıda ürününe kaynaklık eden Anadolu toprakları biyo-kültürel açıdan yeryüzünün en özel coğrafyalarından biri. Tek başına kuru soğanın üretim ve kültür tarihi bile bu toprakların hafızasındaki binlerce yıllık tanıklığı benzersiz kılıyor. Ancak bugün bu zengin kültürün derinliğinde keyiften sarhoş olmak yerine ihtiyacımız olan kuru soğanı bile ithal ederek karşılamaya çalışıyor oluşumuz trajedimizin ölçüsünü ortaya koymaya yetiyor.

KİLOSU 8 LİRAYA DAYANAN SOĞAN YOKSUL YİYECEĞİ OLMAKTAN ÇIKTI

Soğan, halk edebiyatından toplumcu gerçekçiliğe yazın alanında yoksulluğu ve bir bakıma da kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmeyi anlatmak için en çok kullanılan simgelerin başında geliyor. Bir başka deyişle kuru soğana muhtaç olmak, yiğitliğin tükenişine işaret eden kırmızıçizgi sayılmış… Ancak bugün gelinen noktada o kırmızıçizgi çoktan aşılmış görünüyor. Türk mutfağının vazgeçilmezi olan kuru soğanın fiyatı son iki haftadır öylesine yükseldi ki marketlerde neredeyse 8 lira eşiğine dayandı.(www.odatv.com)

 

D e l i k a n l ı B a h a r

D e l i k a n l ı   B a h a r

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin” demişti ,

Ahmet ARİF.

Evet dağlara bahar geldi ve dağlar, bir delikanlı gibi coşkulu. Bademler tepeden tırnağa çiçeğe durmuş, dağlar taşlar bir gelin edasında. Ve nergisler, ah nergisler nasıl da tabiatın en güzel kokularını sunmaktalar görseniz.

Ama dostlar burası TOROSLAR; burası, yiğidin harman, baharın bayram olduğu yer. Burada bahar, bir delikanlı çevikliği, bir genç kız zarafetiyle gelir. Ve bahar gelince dağlarına torosların gözleri dağlardan başka bir şey görmez insanların. Çünkü yörüktür burada insanlar, çünkü dağlaradır sevdası ve dağlardandır derdinin dermanı burada insanların.

Alabaharda yollara düşmek, düşlerinde dağları gören adamların aklına düşer. Çünkü düşleri bile bir alabahardır yörüğün, Mor menevşe, boynu bükük lale ve kokusu dağlara sinmiş sümbüller, on beşlik tazelerin ve hikayeleri her dem taze ihtiyarların düşlerini süsler.

Daha özgür olmak iddiasıyla kentlere akın edenlerin zihinleri tutsaktır. Vazgeçemedikleri işleri, bir türlü yetmeyen paraları ve bitmeyen borçları vardır onların. İşte bu yüzden dağlarına bahar gelse de ülkemin ,yürekler her dem kıştır kentlerde. Gökyüzü bir pencere kadardır ve görünen gök mavisi değil bir kara dumandır Oysa buralarda dağlar bir deli bahardır ve yüreklerde bayramlar vardır. Nergis kokusuyla geçen bir gün ve yıldız yorganı altında bir gecede olmak Ve sesine sümbül kokusu sinmiş bir ihtiyardan eski hikayeler dinlemek ne hoştur bilseniz Ah ! Bilseniz, gönülü tutsak olduğunuz kentler sizden baharı,yazı , aslında bütün bir hayatı çalıyor.

Dostlar! Gelin nergislerin kokusunu ,lalerin kırmızısını,sümbüllerin morluğunu takip edin. Göreceksiniz sizi yaşamanın gerçekten yaşamak olduğu yere götürecek bu yol. İçinizde büyüttüğünüz bunca sıkıntı bir anda yok olacak o yolun sonunda.. Çünkü buralarda bahar var, buralarda yaşamak bir sızı değil keyifli bir ezgi..

Ahmet ARİF’le başlamıştık yine onunla bitirelim: “dışarda delikanlı bir bahar “ diyor büyük şair… Oysa siz baharın dışında bitmez kışların içindesiniz Daha ne duruyorsunuz, dağlara doğru koşun,nergislere ,lalelere, sümbüllere , tepeden tırnağa çiçeğe donanmış badem ağaçlarına koşun. Toroslarda baharı kutlamalıyız. Kirazlar olamadan, ıhlamurlar açmadan, nergisler solmadan, gönüllerde sevgiler çoğalsın

BAHARI KUTLUYORUZ….NE GÜZEL, NE GÜZEL….

(Nesrin Mater www.gunhaber.com.)

Süt Allah’ın nimeti parayla satılır mı

(En solda oturan Ahmet Özcan dayımız, ortada önünde tencere olan Osman  Doğankaya emmimiz, elinde süt güğümüz litresi olan Salih Özcan dayımız,onun yanındaki elinde tarak olan berber Etem Altıntaş)

t Allah’ın nimeti parayla satılır mı

BAHÇIVAN Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin kurucusu 76 yaşındaki Mecit Bahçıvan’ın “Türkiye’nin kaşar peyniri kralı” olma yolunda ilk adımı atacağı yıllar…

Erivan doğumlu Azeri Mecit Bahçıvan, Diyarbakır’da görüp, “Ben bu kaşar peynirini üretmeliyim” dedikten sonra, soluğu ailesiyle birlikte İran üzerinden kaçtıkları Türkiye’de ilk yerleştikleri Muş’ta aldı.

Bahçıvan, Muş’un köylerini dolaşacak, kaşar peyniri üretiminde kullanacağı sütü köylülerden nasıl toplayacağına karar verecekti. Ancak, karşısına önce dini inanış engeli çıktı: “Süt satmak günah.”

Mecit Bahçıvan, yeni yayınladığı anılarını içeren kitapta, o günleri şöyle dile getirmiş: “Muş ve civarındaki pek çok köyde süt satmanın günah olduğu yönünde yaygın bir inanç olduğunu gördük. Anadolu’nun cömert, kanaatkar insanları, sütü Allah tarafından verilmiş nimet olarak görüyorlardı.”

Köylüler Bahçıvan’a, “Sütü üretmek için bizim emek vermemiz gerekmiyor, öyleyse satıp para kazanmamız doğru olmaz” yanıtı verdiler…

Böyle düşünen köylüler, hayvanlardan sağdıkları sütü, karşılığında para beklemeksizin paylaşıyorlarmış. Ama peynir ve tereyağ üretiminde kendilerinin de emek vermesi, çalışmaları gerektiği için bunların ticaretini yapmakta sakınca görmüyorlarmış.

Mecit Bahçıvan, kaşar üretimine soyunmak için işe köylüleri iknadan başlamaya karar verdi: “Bölgeden süt toplayabilmem için ince düşünceli insanlarımızı süt satmanın haram olmadığı konusunda ikna etmem gerekiyordu. Bunu başaramazsam kaşar üretimini de başaramayacaktım.”

Bahçıvan, Muş’un köylerini tek tek gezdi, anlattı: “Süt satmak günah değil. Bunun dinimizde bir dayanagı yok.”

Bahçıvan’ın köylüleri ikna etmek için ortaya attığı tez şuydu: “Süt veren hayvanların bakımı ve beslenmesi için siz onca zahmet çekip, emek harcıyorsunuz. O sütü satmanız günah değil.”

Mecit Bahçıvan, sonunda köylüleri sütlerini kendisine satmaya ikna edince, Bulgaristan’dan gelen bir kaşar ustasıyla anlaştı. İstanbul’dan malzemeleri toplayıp, Willys cipine yükledi Muş’un Malazgirt ilçesine hareket etti.

İlk kaşar peyniri üretimine Malazgirt’in o zamanki adı Şebboy (şimdi Hasanoğlan) olan beldesinde girişti… Sütün kilosunu da 47.5 kuruştan almaya başladı… Şebboy’da başlayan serüven, zaman içinde Mecit Bahçıvan’ı yüzde 50-55’lik pazar payıyla “kaşar peyniri kralı” yaptı…

Oralardan gelen birikim, Bahçıvan Gıda’nın Lüleburgaz’daki modern peynir fabrikasına kadar uzandı… Mecit Bahçıvan, zamanı gelince kenara çekildi, yerini oğlu Erdal Bahçıvan’a bıraktı…

Erivan’dan İran’a, oradan eşek sırtında Muş’a kaç…

“Peynir Krallığı”na giden basamaklarını emin adımlarla çık…

Mecit Bahçıvan’ın yaşam öyküsünden çıkaracak çok ders var…

Ölüm uykusundan jiletle uyandı

BAHÇIVAN Gıda’nın kurucusu Mecit Bahçıvan’ın yeni çıkan “Rahva Krallığından Peynir Krallığı”na adlı anı kitabı çarpıcı öykülerle dolu… Bahçıvan, kitabının ilk bölümledinde Rahva’yı anlatmış. Rahva, Bitlis sınırları içinde, Nemrut eteğinde bir bölge…

Bahçıvan, işi gereği Muş’tan Bitlis’e 80 kilometrelik yolu kar-kış demeden yürüyerek gidermiş. Güzergahında Hasköy, Kotni, Mork ve Rahva varmış…

Mork’ta konakladığı bir gün, “Fırtına geliyor, yola çıkma” uyarılarını dinlememiş… 1850 metre rakımlı Rahva üzerindeki Tahtalı Düzü’ne vardığında fırtına kopmuş. Kar ve fırtınayla boğuşarak Tahtalı Cankurtaranı’na ulaşmış. Hava biraz düzelince, Baş Han’a doğru yola koyulmuş.

Yolu yarılamışken yeniden fırtına kopmuş. Yorgunluktan takati kesilmiş, gözleri kapanmaya başlamış, “Anlaşılan ölüm uykusu bu” diye düşünmeye başlamış. O anda böyle zamanlar için yanında taşıdığı jilet ve tuza sarılmış. Jileti çıkarıp, sol elini hızla çizmiş… Ardından tuzu yaranın üzerine basmış… Canı yanan Bahçıvan’ın uykusu dağılmış, hedefindeki Baş Han’a varmayı başarmış…

Bahçıvan, anılarının bu bölümünde, “Elimdeki kesik izine baktıkça, aklıma donma tehlikesi atlattığım günler geliyor” demiş ve eklemiş: “Ümit ederim bu yaşadıklarımı okuyan gençler sabrın, azmin, çalışkanlığın neleri başaracağını görür, çalışma azimlerini ve ümitlerini diri tutarlar…”

Bahçıvan gençlere özetle, “Pes etme, tuttuğunu kopar” mesajı veriyor…

Evine 80 bin Euro’luk televizyon alanlar var

TÜRKİYE İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) Protokol Müdürü Behçet Çağman vesile oldu, cumartesi günü CeBİT Fuarı’na uğradım. Panasonic standında Tekofaks İcra Kurulu Başkanı Hande Bermek Başoğlu’yla sohbet ettim.

Panasonic, geçen yıl fuarda “dünyanın en büyük televizyonu” diye lanse ettiği 262 ekran Full HD plazma televizyonu sergilemişti. Bu yıl yine sergilenenler arasında vardı. Japon Panasonic yönetimi, 262 ekranlık plazma TV’yi Tekofaks’a gönderirken, “Bu boyutta bir televizyonu ancak kurumsal müşteriler alır” diye tahminde bulunmuş.

Geçen yılki fuardan buyana fiyatı 80 bin Euro olan “en büyük televizyon”dan 15 tane satılmış. Bunların yarısı evlere girmiş.

Tekofaks ekibi müşterileri hakkında sır vermedi, yorum yapmadı ama minik konutlarda yaşayan Japonlar, 262 ekran televizyonun evlere girmesine şaşırmış olmalı…(Vahap Munyar-Hürriyet)

 

giden gidene..

Rıdvan Ertan

giden gidene..

yıllarını hemen her kademesinde eğitim ve öğretime vermiş emekli olmuş nacizane bir eğitimci olarak şöyle bir dönüp geriye baktığımda neler olmuş neler Bunun adı yenilik se gelen gideni aratıyorsa doğru mu yanlış mı siz karar verin 🤔

önce yarım günlük öğretimli cumartesiler kalktı öğretim yılı süresi uzatılarak yaz tatili kısaltıldı?

ardından siyah önlükler kalktı ?

😛an be an notlarını internet üzerinden görünme sağlanmasıyla karne heyecanı kalktı ?

😯Belge verilecek okuyamayanlara açık lise sağlanarak alamadıkları diplomayı daha kolay almaları sağlandı.

😂Tatil ödevi kaldırıldı başka kutlaması da geleneğinden farklı bir etkinliğe dönüştürüldü..

🤣İlkokul beşten dört yıla indirildi?

Dünyaya doyamadan gitti

Dünyaya doyamadan gitti

Bugün, bir yaşamzaro ağa kaç yaşında ile ilgili görsel sonucu hikayesi dikkatimi çektiği için, sizlerle paylaşacağım.

Bu yaşam hikâyesinin sahibi ”Bitlis’li Zaro Ağa”. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekte olup, 1774 yılı olarak tahmin edilmektedir.
Batı dünyasının da ilgisini çeken ve tam 160 yıl yaşadığı düşünülen Zaro Ağa, dünyanın en uzun yaşayan insanlarından birisi. Birçok evlilik yapan Zaro Ağa hayatında unutamadığı dönemin ise 90 yaşından sonraki gençlik yılları olduğunu söylermiş…
1774-1934 yılları arasında yaşayan Zaro Ağa, 18. Yüzyılın sonlarına doğru Bitlis – Mutki’den İstanbul’a gelmiş. Selimiye Kışlası, Ortaköy ve Tophane Camii’nin inşaatında çalışmış, daha sonra da memleketine dönmüş. Memleketinde evlenen, çok para kazanmak için tekrar İstanbul’a gelen Zaro Ağa, yakışıklı, iri yarı, güçlü, kuvvetli olduğundan sarayın dikkatini çekmiş, askerliğini sarayda yapmış.
Gümrüklerde hamallık yapan Zaro Ağa, bu işte kendisini kısa sürede göstererek hamalların kâhyası olmuş ve 20 yıl çalışmış.
Zaro Ağa’nın nasıl bu kadar uzun yaşayabildiği konusunda çeşitli araştırmalar yapılmış. En çok bulgur ve yoğurt yediği ifade edilen Zaro Ağa’nın öyküsü başlı başına uzun bir inceleme konusudur.

(Ayrıca yıllar önce Ankara’da geçmiş dönemde yıllarca faaliyet göstermiş olan hemşehrilerimizinde alışveriş yaptığı Kayaş’ta ZAROAĞA adında süt fabrikası yoğurt bulunuyordu.)

Türkiye’nin Maldivlerini yok edecek festival

Türkiye’nin Maldivlerini yok edecek festival

Türkiye’nin göz bebeği doğa miraslarından biri olan Salda Gölü kıyısında 30 bin kişilik çadırlı müzik festivali organizasyonuna göl uzmanı akademisyenden sert tepki geldi.

Burdur’da Salda Gölü kıyısında yapılmak istenen ve yaklaşık 30 bin kişinin katılması beklenen ‘Salda Gençlik Festivali’ne tepki gösteren Türkiye’nin önemli göl ve sulak alan uzmanlarından Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, “Böyle bir yerde böylesine büyük bir kalabalıkla müzik festivali yapılması hakikaten akıllara ziyan bir şey. Bence bu etkinlik sağlıklı bir düşüncenin ürünü değil. Bunun adı tanıtım falan değil, gölü tahrip etmektir. Pamukkale travertenleri ne kadar değerliyse, Salda Gölünün bembeyaz kumsalları da aynı ölçüde, hatta daha fazla değerlidir. Pamukkale de insanların ayakkabılarıyla o beyaz travertenlerin üzerine girmelerine nasıl izin verilmiyorsa Salda için de bu böyle olmalı. Bırakın araçlarla girmeyi, ayakkabı ile bile girilmemesi gereken bir doğal mirastan bahsediyoruz. Salda Gölü’nün kıyısındaki o bembeyaz kumsallar, biyomineralizasyon diye adlandırdığımız bir olayın sonucu oluşuyor. Siz buraları çiğneyerek, ezerek karartacaksınız” değerlendirmesinde bulundu.

TÜRKİYE’NİN NAZAR BONCUĞU İÇİN TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR

Burdur’un Yeşilova ilçesinde bulunan Salda Gölü, bembeyaz kumsalları, berrak suları ve turkuaz rengiyle Türkiye’nin Maldivleri olarak anılıyor. Ancak bu güzelliği Salda Gölü’nün son yıllarda yoğun bir ziyaretçi akınına uğramasına neden oldu. İnsan baskısına bir de gölü besleyen derelerin üzerine DSİ eliyle gölet inşa edilmesi eklendi. 2014 yılından itibaren su seviyesinde düşüş gözlenen Salda Gölü’nün ünlü beyaz kumsalları da giderek rengini yitiriyor. Lüks Jeeplerle ve eğlence uğruna beyaz kumsalların tahrip edilmesine, göl kıyısında mangal keyfi yaşamak isteyenler de eklenince birkaç yıl öncesine kadar el değmemiş görüntüsüyle Anadolu’nun nazar boncuklarından biri olan Salda Gölü için tehlike çanları çalmaya başladı.(www:odatv.com)

AKP’den camilerde iftar yemeği şovu AKP Konya Milletvekili adayı Selman Özboyacı, AKP’nin camide düzenlediği iftar yemeğinde seçim propagandası yaptı. 

AKP’den camilerde iftar yemeği şovu

AKP Konya Milletvekili adayı Selman Özboyacı, AKP’nin camide düzenlediği iftar yemeğinde seçim propagandası yaptı. 

AKP Konya İl Gençlik Kolları Başkanlığı’nın camilerde düzenlediği iftar yemekleri tepki çekti. AKP’li yöneticiler ve partililerin de katıldığı Ilgın ilçesindeki iftar yemeğinin fotoğraflarının sosyal medyada paylaşılmasının ardından duruma tepki gösteren vatandaşlar, dinin siyasete alet edildiği yorumunda bulundular. Konya Çelebi Camii’nde önceki gün düzenlenen iftar yemeğine AKP Konya Milletvekili Adayı Selman Özboyacı da katıldı. 

ILGIN İLÇESİNDE AKP’NİN CAMİDE İFTAR YEMEĞİ TEPKİ ÇEKTİ

24 Haziran’da sandığa gitmeye hazırlanan Türkiye’de partilerin milletvekili adayları belirlendi, seçim yarışı başladı. Ancak seçim öncesi yapılan propaganda çalışmaları bu kez öyle bir yere girdi ki görenlerin tepkisini çekti. AKP Konya İl Gençlik Kolları Başkanlığı, seçim öncesine denk gelen Ramazan ayını fırsata dönüştürmek için camilerde iftar yemeği organize etmeye başladı.(www.odatv.com)

Bu satırlar Sabah yazarından: Döviz artışı devam edecek”Herkes bu cinayeti görüyor ama kimse engel olmuyor”

Bu satırlar Sabah yazarından: Döviz artışı devam edecek”Herkes bu cinayeti görüyor ama kimse engel olmuyor”

Hükümete yakın Sabah gazetesi yazarı Dilek Güngör, bugünkü yazısında doların artışını Gabriel Garcia Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanına benzetti.

Güngör şöyle yazdı:

“Dünya edebiyatının usta yazarlarından Gabriel Garcia Marquez’in ‘Kırmızı Pazartesi’ romanını okuyanınız var mı bilmiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam bu kitapla yazar Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştı. Bugün sabah gündeme bakarken aklıma takıldı.

Raftan tekrar indirdim kitabı… Kolombiyalı yazar kitapta kasabada işlenen bir namus cinayetini anlatıyor. Romanın kahramanı Nasar iki kardeş tarafından öldürülüyor.

Nasar’ın öldürüleceği romanın ilk satırlarından belli. Kasabada herkes cinayeti biliyor ama kimse buna engel olamıyor. Anlayacağınız göz göre göre cinayet işleniyor. Bu romanın ekonomiyle ne ilgisi var demeyin. Bana göre, o gün o kasabada yaşananlar, bugün ülkede yaşadıklarımızla benzerlik gösteriyor.

“BİR ŞEYLERİN NORMAL OLMADIĞININ FARKINDALAR”

İmalatçı bir dostum arayıp ‘Kur daha da çıkacak mı nerede durur?’ diyor. 1 yıl önce işlerin iyi gideceğini varsayıp leasingle iki makine daha almış. Şimdi kur arttıkça Güngör, Marquez’in kitabına benzetmesini de şöyle anlattı:

“Tıpkı Kırmızı Pazartesi romanındaki gibi… Herkes tabiri caizse ‘cinayeti’ biliyor ama kimse engel olmuyor.

Vatandaş birbirine ‘Döviz kurunu düşürmek için neden kimse bir şey yapmıyor’ diye soruyor. Ekonomi yönetimi bu soruları görmezden geliyor.

24 Haziran’daki seçime şunun şurasında ne kadar kaldı. Acaba döviz kurlarındaki artışın ‘reel sektöre, kamuya ve vatandaşa maliyetini kimse hesaplamıyor mu?’ diye düşünmeden edemiyorum.

Üstelik, piyasanın Merkez Bankası üzerindeki baskısı büyüdükçe faiz artışı beklentisi artıyor. Sanırım, Merkez Bankası’nın hamlesi bilinmedikçe ve bir aksiyon gelmedikçe döviz kurlarındaki artış devam edecek. Umarım, ekonomi yönetimi dövize müdahale için daha fazla geç kalmaz.”

Odatv.com

.

Hükümet harekete geçti! Yüzde 33 ucuzlayacak

Hükümet harekete geçti! Yüzde 33 ucuzlayacak

Hükümet harekete geçti! Yüzde 33 ucuzlayacak

Enerji Bakanlığı konutlarda çatı ve dış cepheye konulacak güneş panelleriyle lisans almadan elektrik üretmenin maliyetini düşürmek için çalışma başlattı. Proje onayı, harçlar, dağıtım ve KDV gibi çeşitli iyileştirmelerle 10 kw’lik sistem için maliyet 75 bin liradan 50 bin liraya düşürülecek.

nerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, konutlarda çatı ya da dış cepheye konulacak güneş panelleriyle lisans almadan kendi elektriğini üretecek ve fazlasını sisteme 10 yıl boyunca 13.3 dolar/ sentten satacaklar için önemli bir çalışma başlattı. Halen, 10 kw bir güneş paneli sistemi, anahtar teslimi ortalama 15 bin Euro’ya (75 bin TL) mal oluyor. Enerji Bakanlığı’nın: proje çizim ve onay, harçlar, iletim ve dağıtım bedelleri, KDV ve diğer maliyetlerde yapacağı iyileştirmeyle 75 bin liralık tutarın, 50 bin liraya kadar düşebileceği belirtiliyor.

‘7 YIL PEŞİN ÖDE’YE KURULUR’

Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu Türkiye Bölümü (GÜNDER) Genel Sekreteri Faruk Telemcioğlu, Enerji Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmanın yaz sonunda ya da sonbaharda tamamlanmasını beklediklerini belirterek, maliyetlerin düşmesiyle birlikte çatı tipi güneş paneli kurma girişimlerinin de hızlanacağını belirtti. Telemcioğlu, “Vatandaş, ‘15 yıllık elektrik paranı peşin öde, sistemi kur ve 30 yıl elektrik faturası ödeme’ denilirse panel kurmaya yanaşmaz. Ama, ‘7-8 yıllık elektrik paranı peşin öde, 30 yıl fatura ödeme’ denilirse panelini kurar ve elektriğini üretmeye başlar” dedi.

10 YIL SİSTEME SATABİLECEK

GÜNDER Genel Sekreteri Faruk Telemcioğlu, vatandaşın kendi elektriğini üretip, fazlasını da YEKDEM kapsamında sisteme satabileceğini belirterek, “Vatandaş, 10 yıl boyunca sisteme verdiği her birim elektrikten 13.3 dolar/sent alacak. Bu satıştan gelir vergisi ve stopaj da alınmayacak” dedi. Telemcioğlu, YEKDEM’in 2020’de kalkabileceğinin anımsatılması üzerine, “Enerji Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili de bir yasa çalışması var. Kendi elektriğini üreteceklerde alımlar devam edecek. Tutar, 13.3 dolar/sent olmaz da örneğin 10 dolar/sent olabilir. Bunun yanı sıra çatılar için yerli katkı desteği verilmesi ve mahsuplaşmanın şu andaki gibi saatlik değil aylık olması, vergisel kolaylıklar, iletim ve dağıtım bedelleri alınmaması ve bu yatırımı yapacaklar için uzun süreli ve düşük faizli krediler sağlanması da bu sistemin önünü açacak önemli adımlardır” diye konuştu.(kaynak;www.ispartahaber.com)

Kore Gazilerini yere kapanarak selamladılar

Isparta Belediyesi tarafından gerçekleştirilen Gül Fuarı ve Uluslar arası Gül Festivaline katılmak için ilimize gelen Güney Koreli turistler, karşılarında Ispartalı Kore Gazilerini görünce yere kapanarak selamlama yaptılar. Duygu dolu anların yaşandığı anda Gaziler de savaş günlerini yad ettiler.
Gül Fuarı ve Uluslararası Gül Festivali’ne katılmak üzere geldikleri rta’da 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı’na katılan Kore Gazileri ile bir araya gelme fırsatı yakalayan Güney Koreli turistler, gazilerin ayakları önünde yere kapanarak kendilerine özgü teşekkür ve minnet duygularını iletti. Güney Koreli turistler ve Kore Gazileri arasında duygu dolu anlar ve renkli görüntüler yaşandı.  Isparta Gül Fuarı ve Uluslararası Gül Festivali’ne katılmak üzere kente gelen Güney Koreliler, 1950-1953 yılları arasında, Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaşa katılan 5 Kore gazisine minnet duygularını iletmek amacıyla önlerinde yere kapanarak selamlama yaptı. Kendilerine gösterilen saygı ve teşekkür dolayısıyla memnuniyet ve duygularını ifade eden Kore Gazileri ise alkışlayarak karşılık verdi. 

“TÜRK MİLLETİNE ÇOK MİNNETTARIZ” 

Tercüman aracılığıyla Kore Gazileri ile konuşan Güney Koreli turistler, “Biz bu savaşı kazandık. Türklere çok minnettarız. Hem Kore halkı adına, hem de kendimiz adına sizlere selam vermek istiyoruz” dedi.  Türk kültüründeki el öpme veya en önemli teşekkürlerine karşılık gelen Kore’ye özgü selamlamalarını yapan Güney Koreliler, “Savaşa katıldığınız için Kore geleneğine göre selamlıyoruz. Türk milletine çok minnettarız. Hem Kore halkı adına hem de kendimiz adına sizlere selam vermek istiyoruz. Koreliler olarak, sizler sayesinde yaşıyoruz ve ayakta duruyoruz. Hepsi sizlerin sayesinde oldu. Her şey için çok teşekkür ediyoruz. Şavaşırken şehit olan askerler oldu. Herkes adına bu selamı veriyoruz. Minnettarlığımızı sizlere göstermek istiyoruz” diye konuştu.

KORE GAZİLERİNİ ÜLKELERİNE DAVET ETTİLER 

Bir süre sohbet eden gaziler ve Güney Koreliler arasında duygu dolu anlar yaşanırken, o yıllarda yaşanan gerçek hikayeler paylaşıldı. O yılların hatırlanmasıyla birlikte Güney Koreli bazı turistler gözyaşlarına hakim olamadı.  Öte yandan Güney Koreliler, Türk Kore Gazilerini ülkelerine davet ederek, hatıra fotoğrafı çektirdi. (www.ispartahaber.com-Altaki fotoğrafta Kore Fatihi diye adlandırılan General Tahsin Yazıcı,Üsttekinde Kore’ye gitme ve gelme vapurla olduğundan askerler  vapurun güvertesinde toplu namaz kılarken,Fotoğraflar Mustafa Doğankaya arşivi National Geoprafik)

 

Burdur Şeker Fabrikası satıldı

Burdur Şeker Fabrikası satıldı

BURDUR Şeker Fabrikası 487 milyon TL’ye satıldı

Burdur Şeker Fabrikası ihalesi başladı. İhaleye Doğuş Çay, Kayseri Şeker, Isparta Pancar Ekicileri Kooperatifi, Erser Grup, Mutlucan Tuz, Albayrak ve Özbey Holding katılıdı.
-İhale 367 milyon TL’den açıldı.
-Özbey Holding ve Doğuş Çay elendi.
-Fiyat 432 milyon TL’ye çıktı.
-Kayseri Şeker mola istedi.
-Kayseri Şeker çekildi.
-Albayrak çekildi.
-487 milyon TL’ye Erser-Sterk Korsorsiyumu aldı.(www.ispartahaber.com)

Burdur’da şehitlere saygı yürüyüşü

BURDUR’da, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nce (MAKÜ) ‘Afrin için kıyama, şehitler için duaya’ adıyla şehitlere saygı yürüyüşü düzenlendi.

MAKÜ İstiklal Kampüsü’nün kapısından başlatılan ve MAKÜ Camii’nde sona eren yürüyüşe Burdur Valisi Şerif Yılmaz, Belediye Başkanı CHP’li Ali Orkun Ercengiz, İl Jandarma Komutanı Albay Orhan Kılıç, MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Adem Korkmaz, İl Emniyet Müdürü Arif Çankal, STK’ların ve siyasi partilerin temsilcileri ile öğrenciler katıldı.

‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez’, ‘Vatan sana canım feda’, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ sloganları atan katılımcılar, cami önüne geldiklerinde, ‘Zeytin Dalı Harekatı’nda şehit olan askerlerin isimlerini okudu. Katılımcılar, her şehit isminden sonra ‘Burada’ diye bağırdı.

MAKÜ İlahiyat Fakültesi öğrencileri ise cuma namazı öncesi Fetih Suresi’ni okudu. İl Müftüsü Hıdır Bayrak’ın yaptırdığı duadan sonra etli pilav ve helva ikram edildi.